Çerçi gofretiyle mazimiz hayli eskidir.
Her Anadolu çocuğu gibi biz de iyi biliriz çerçi amcaları. Levant'a has pat pat motorlarıyla gezerlerdi bu amcalar köy köy. Adeta seyyar bir BİM idi o dönemde.
Bizim köye de hafta aşırı gelirdi. Nenem hemen durdurur gofret alırdı o vakitler 7-8 yaşında olan torununa.
Bu adet öyle aksamazdı ki Çerçi bizi görmediği vakit evin önünde durur kornaya basardı. Nenem işareti alır almaz havuştan (avludan) dışarı çıkar gofret tarttırırdı.
Evet tarttırırdı... Çerçi gofreti henüz ambalajına girip samimiyetini yitirmemişti.
Evimiz geniş avlusu, ardı ardına dizilmiş odaları, bahçenin bir ucunda tandır bir ucunda ahır köy meydanına konuşlu tam bir köy evi idi.
Nenem ve dedemin bu avlunun yol ile cem olan kısmında ikindi vakti serinliğinde çay içme adetleri her gün muhakkak vaki idi. Ticari zekasını işleten Çerçi de ahalinin dışarı çıktığı bu vakitte gelirdi köy meydanına.
Ne zaman ikindi vakti çay ocağına bir çay sipariş etsem işte aklıma nenem, dedem, o serinlik ve tadını asla unutmayacağım çerçi gofreti gelir.
O vakitlerden birini de dün yaşadım. Ne tevafuktur ki bu sabah da alışveriş yaptığım markette kasada gördüm ambalajlı çerçi gofretini. Sıcak bir tebessüm atsam da o eski samimiyeti kalmamış hiç oralı olmadı. Neyse tuttum paketinden getirdim eve.
Bu hadisenin tek kârı nenem ve dedemin ruhuna gönderdiğim fatihalar oldu. Zira ne çerçi kalmış ortada ne gofret.
Alican Yeniçeri
Haziran 2027, Ankara